Arabamın debriyajı bir sabah, işe giderken, üst geçidin tam ortasında bıraktı beni. O gün ödediğim tamir faturasını hâlâ hatırlıyorum. Param yoktu, kredi kartına taksit yaptırdım, sonraki üç ay boyunca o taksit her ay maaşımdan bir parça kopardı. İşin kötüsü, o üç ay içinde diş dolgusu da çıktı, bir de kombi arızası. Domino taşı gibi devrildi her şey. İşte acil durum fonu fikriyle o dönemde tanıştım — mecburiyetten.
Şunu baştan söyleyeyim: acil durum fonu bir yatırım aracı değil. Getirisi yok denecek kadar az, hatta enflasyon karşısında biraz erir. Ama onun işi para kazandırmak değil, seni ayakta tutmak. Bir tür yastık. Ben kurduktan sonra fark ettim ki asıl kazandığı şey, gece rahat uyuyabilmek. Finansal güvenlik dediğimiz şeyin temelinde de tam olarak bu duygu var.
Doğrudan "her ay şu kadar biriktir" demeyeceğim, çünkü ben öyle başlayıp iki ay sonra bıraktım. Önce zeminin sağlam olması lazım.
İnternette "3-6 aylık gider" formülünü çok göreceksin. Doğru bir başlangıç ama herkese uymuyor. Ben şöyle yaptım: bir ay boyunca hiç yorum katmadan tüm harcamalarımı yazdım. Sonra bu listeden vazgeçebileceklerimi çizdim. Sinema, dışarıda kahve, yeni tişört… Geriye kalan rakam benim "hayatta kalma giderim"di. Kira, faturalar, market, ulaşım, varsa kredi taksidi.
Aylık bütçe çıkarmayı hiç denemediysen önce oradan başlaman iyi olur; bütçe olmadan bu hesabı yapmak biraz körlemesine oluyor. Benim hayatta kalma giderim, toplam harcamamın yaklaşık üçte ikisiydi. Yani hedefim sandığımdan küçük çıktı ve bu beni çok rahatlattı.
Hedefi belirlerken şunlara da bakmanı öneririm:
Altı aylık gider hedefi ilk bakışta insanı boğuyor. Ben ilk hedefimi tek bir maaş olarak koydum. Ona ulaşınca ikinciye geçtim. Küçük hedefler, ilerlemeyi görmeni sağlıyor ve bu görünürlük motivasyonun yakıtı.
Hatta daha da öncesi var: ilk 5.000 lirayı biriktirmek. Bu rakam kombi tamiri, diş tedavisi, telefonun kırılması gibi "orta boy felaketleri" karşılıyor. Yani kredi kartına sarılmanı engelleyen ilk baraj bu.
Kredi kartı borcu varken tasarruf yapmak, delik kovaya su doldurmaya benziyor. Kartın faizi, paranın vadeli hesapta kazandırdığından yüksekse önceliğin borcu kapatmak olmalı. Ama fonu tamamen ertelemeni de önermem. Ben ikisini paralel yürüttüm: gelirin küçük bir kısmı fona, geri kalan fazlası borca. Fon büyümesi yavaş oldu ama en azından borcu kapatırken yeni bir borç doğurmadım.
Benim en büyük hatam, fonu maaş hesabımda tutmaktı. Bakiye 8.000 lira görününce beynim "para var" diyordu ve harcıyordum. Çözüm basitti: ayrı bir hesap açtım. Kartını da almadım. Sadece internet bankacılığından erişebiliyorum ve para vadeli hesapta duruyor.
Fonun parasını nerede tutacağın konusunda iki kriter var: ulaşılabilirlik ve değer koruma. Borsada tuttuğun para acil durum fonu değildir, çünkü ihtiyacın olduğu gün piyasa düşükse zararına satarsın. Hisse senedi ya da fon almak istiyorsan o ayrı bir kulvar, acil durum parasıyla karıştırma.
| Yer | Ulaşım süresi | Uygunluk |
|---|---|---|
| Vadesiz mevduat | Anında | Çok kolay harcanır |
| Kısa vadeli mevduat | 1 gün – 1 hafta | En uygun seçenek |
| Para piyasası / likit fon | 1-2 iş günü | Uygun |
| Hisse, kripto, gayrimenkul | Belirsiz | Acil fon için uygun değil |
İrade gücüne güvenmeyi bıraktım. Maaşımın yattığı günün ertesine düzenli talimat kurdum. Para ben fark etmeden gidiyor. Aya kalan miktarla yaşamayı öğrenmek ilk iki ay zor oldu, sonra alıştım.
Bir de "beklenmedik gelirler" kuralım var: prim, ikramiye, iade edilen vergi, sattığım eski eşya… Bunların en az yarısı doğrudan fona gidiyor. Fonumun ilk büyük sıçraması bir yıl sonu primiyle oldu.
Bu kuralı yazılı hale getirmeni öneririm, çünkü insan kendini kandırmakta çok yaratıcı. Benim listem şöyle:
Listede olmayanlar: indirimdeki telefon, tatil, düğün hediyesi, "çok iyi bir yatırım fırsatı". Bunlar için ayrı kumbara kurulur.
Fondan para çektiğinde de kural şu